10 Eylül 2010 Cuma

BABA GİBİ YAR OLMAZ


Başarılı anne-çocuk ilişkisinin ardında, doğrudan veya dolaylı olarak baba desteği görülür. Baba doğumdan itibaren çocuğun sorumluluğunu paylaşırsa, annenin yükü hafifler, kendini daha rahat hissederse çocuklarına karşı da daha verici olabilir.

Gelişme süreci içinde başarılı sosyal etkileşim, yeterli özgüven ve kendi kendini disipline etme gibi özelliklerin kazanılmasında başarılı bir “baba” modeliyle kurulan özdeşim çok önemlidir.

Araştırmalara göre babayla ilişkisi iyi olan çocuklarda okul başarısı yüksektir. Yine baba, disiplini sağlayan, geleceği planlayan, dış dünyayla etkileşimde bulunan bir birey olarak model olur (Anne ise kişiler arası ilişkileri düzenler). Baba “özdeşim” modeli olarak çocukların kişilik gelişimi için çok büyük önem taşımaktadır. Erkek çocuk babayla özdeşim kurarak ilerde nasıl bir erkek olacağına ilişkin modelleme yapar.

Babanın yokluğu, pasifliği ya da ilgisizliği, çocuğun kişilik yapısını, ruh sağlığını etkiler ve davranış bozukluğuna sebep olabilir. Unutulmamalıdır ki babanın yokluğu bir şekilde (dayı-amca ile ) telafi edilebilir ama varken yokluğu telafi edilemez.

Babalar! Çocuklarınıza İyilik Etmek İstiyorsanız Annelerini Çok Sevin!

Baba, çocuğun zihinsel, psikoseksüel ve kişilik gelişimini etkiler. “Babanın çocuk eğitimindeki etkisi, direkt ve dolaylı olur” Babanın çocuğuna dokunması, konuşması, oynaması ve çocukla ilgili çeşitli kararlara katılımı “direkt” etkiler. Dolaylı etkisi ise eşiyle olan ilişkisinden çocuklara yansır. Eşine karşı davranışı ve eşiyle arasındaki ilişki biçimi sağlıklı değilse, anne duygusal olarak çocuğa yüklenir. Bütün duygusal yatırımını ona yapar. Beklentisi de çok artar. Bu da çocuğun bağımsız gelişimini engeller. Çünkü annenin babadan göremediği duygusal desteği ondan beklemesi küçük çocuk için çok ağır bir yüktür.

“Baba işe gitme! Paracıdan para al!”*

Bugün maalesef babalar çoğunlukla eğitim sorumluluğunu anneye bırakmış ve adeta “para makinesi”ne dönüşmüştür. Evin ihtiyaçlarını karşılamakla görevinin bittiğini düşünür.

Bu yüzden eve gittiğinde sessizlik ister. (Çocuktan ayrı bir odada kalmayı bile isteyebilir). Baba ya çok çalıştığı için, ya da yorgun olduğu için çocuğuyla ilgilenecek enerjisi kalmaz.

Cezalandırıcı ve engelleyici kararların uygulanması da bu yüzden babaya bırakılır “akşam baban gelsin görürsün” Anne akşam, gün boyu yapılan yaramazlıkları sıralar, babanın çocuğu cezalandırması beklenir. Otoriteyi temsil eden baba polise dönüşür. Böylece babanın çocuğa ayırdığı kısacık süre sevgisiz hale gelir.

Babalığın eleştirilen duruma düşmesinin sebebi, çocuk bakımıyla çocuk eğitimini aynı şey sayan zihniyettir. Biyolojik, duygusal ve kültürel faktörler sebebiyle belki bakımda öncelik annenindir ama, eğitimde anne-baba ortak sorumluluğa sahiptir.

• Baba eşi ve çocukları için güven kaynağıdır.

• Çocuklar onu, daha güçlü, daha çok bilen, daha çok saygı uyandıran kişi olarak bilirler.

• Babası “otoriter” ve az ilgilenen çocuklarda utangaçlık ve çekingenlik görülür

• Gevşek, fazla müsamahalı ve disiplinsizse, davranış bozukluğu görülür.

• Babası ilgilenen ve sevgi gösteren çocuğun, arkadaşlık ilişkileri daha iyidir, lider özellikli ve uyumlu olur.

• Çocuğun sağlıklı ruhsal gelişimi için iki önemli hediye: Sevgi göstermek ve zaman ayırmaktır.

Ebeveynler olarak sorumluluğumuz çok büyük! O halde bu görevi iyi yapabilmek için bilgi ve tecrübeye ihtiyacımız var, bunu edinmeye çalışmalıyız. Çocuklarımıza bunu borçluyuz.



*Bir çocuk şarkısından alıntı.

BABAANNENİZ SUPANGLE YAPAR MIYDI?


Malum markanın reklamını izlemişsinizdir. Çocuklar eve gelir, supanglenin kokusunu alırlar. Mutfakta kaseleri görünce de sevinçle sorarlar: “Babaannem mi geldi?”

Her duyduğumda irkiliyorum. Size de garip gelen bir şeyler yok mu? Benim bildiğim babaanneler supangle yapmaz. Ya da şöyle diyelim -supangle gibi adı bile “Frenkçe” bir tatlıyı- olur ya kırk yılda bir yapsa bile ancak torunları çok isterse, mecbur kalırsa filan (üstelik de hazır paketten?) yapar.

Babaanne dediğin aşure yapar, un helvası yapar, reçel yapar... Ben babaannemi erken kaybettim ama anneannem bunları yapardı. Benim annem ve kayınvalidem de şu anda “babaanne”ler. Onlar da tatlı olarak revani, şekerpare, kadayıf, baklava, sütlaç, tavukgöğsü filan yaparlar. Puding, eğer küçükler isterse kerhen yapılır ki tanıdığım babaannelerin supangle yaptıklarına da henüz denk gelmedim. O yüzden çocukların eve gelip supangleyi fark ettiklerinde “anne yaşasın, supangle mi yaptın?” demek yerine bunu babaanneden bilmeleri fena halde yapmacık… (“Sen yapmıyor musun? Nedir bu supangle düşmanlığı?” derseniz, kızım istediğinde seyrek olarak yapıyorum, bisküviyle cevizle filan karıştırıp pasta süsü vererek tebdil eyliyorum ol nesneyi)

Peki bu reklam ne demek istiyor olabilir bize? İletişim okurken bir yıl boyunca reklamcılık dersleri aldım. Yapmayı hiç düşünmediğim bu meslekle ilgili gerekli/gereksiz pek çok şey öğrendim. Biri de şuydu: Bir ürünle ilgili reklam kampanyası yapılacaksa ilk iş hedef kitlenin özelliklerini öğrenmektir. Yapılacak reklamın türüne, mecrasına (TV, radyo, outdoor, internet vs.) ve diğer unsurlarına karar verilirken hedef kitlenin demografik özellikleri, yaşam biçimi, alışkanlıkları ve benzeri pek çok değişken dikkate alınır. Bu yapılmazsa reklam tüketicisine ulaşamaz, reklam verenin paraları da çöpe gider. (Bu reklamın fikri yurtdışından çeviri, çekim ise Türk oyuncularla yapılmış. Hiç fark etmez, bütün bu gerçekler yine de geçerlidir, izleyicinin kültürüyle, geleneğiyle, zekasıyla alay edilmez.)

Ürünü satabilmek için tüketiciyi yakalamak şarttır. Oysa burada öyle bir çaba görmüyoruz. Reklam sanki bize supangle satmıyor da dalga geçer gibi yeni bir hayat tarzı dayatıyor. “Babaanneler supangle yapar” yalanına inanmamızı istiyor. Ne münasebet canım? Baklava, börek açan, reçeller, revaniler yapan babaanneler nerede, hazır paketten supangle yapan, fönü bozulmamış “cast” babaanneleri nerede?

Yemek yapmanın bir felsefesi vardır. Birilerini beslemek, doyurmak, onlara yemek yapmak kişiye duygusal bir doyum yaşatır. Orada sevgi, şefkat, fedakarlık, sarıp sarmalama, emek verme vardır. Birine sofra kurmak, onun sofrasına oturmak, bir fincan kahvesini içmek gibi şeyler hep karşılıklı bir hukukun doğmasına, hatır saymaya sebeptir. Ve kalıbımı basarım şu güzel ülkemizde evine gelip supangleyi görünce “babaannem mi geldi?” diye soran bir çocuk bulamazsınız. Türünün kritik bir örneği olan bu reklam ya acemilik, beceriksizlik örneğidir ve reklam bütçesini çarçur etmektir ya da yeni bir babaanne/kadın tipini servis edip tutundurmaya çalışmaktır ki bunu zaten mainstream/ana akım medya yapıyor, supanglecinin, pudingcinin misyonu değil o işler… Bizim topraklarımızda kadınlarımızın yemek yaparken ona kattığı adanmışlığa, şefkate, babaannelerin kurdukları sofraların derinliğine, zenginliğine aklı evvel kreatif direktörlerin idraki erişemiyor demek ki…