18 Nisan 2010 Pazar

BİR İLETİŞİM ENGELİ OLARAK “SAVUNMACILIK”



İnsan kendini korumaya programlı bir varlıktır. Daima “homeostazis” dediğimiz bir içsel dengeyi korumak ister. Kişinin güvenliği ve kendi hakkındaki beğenisi tehdit edildiği zaman ise savunmacılığın arttığı gözlemlenmiştir. Bu tür tehdit durumları, daha çok kişi için önemli olan ve onun davranışlarını değerlendirebilecek konumdaki kişiler (patronu, amiri, öğretmeni vb.) çevresinde olduğu zaman ortaya çıkar.

Kişi, psikolojik güvenliğini tehdit altında hissettiğinde savunmaya geçer. Böylelikle hem karşısındakini, hem de kendini, kendine yöneltilen tehditin geçersizliğine-suçlamanın haksızlığına ikna etmeye çalışır.

Savunmacılık, iletişimi mahveden bir faktördür. İlişki içinde bulunan iki kişiden biri savunucu olmaya başlayınca, iletişim hızlı bir biçimde bozulmaya başlar. Öyle anlar olur ki, bütün bir yaşam boyu önemle koruduğumuz bazı ilişkiler, savunucu bir iletişimin sonunda bir anda mahvolup gidebilir. Ancak bu konuda bilinçlenmiş kişi, insan ilişkilerinde bu tür kayıplara uğramama yönünden şanslıdır.

Savunucu İletişim Nedir?

Savunucu iletişimin temelinde yargılayıcı, denetlemeye yönelik, stratejik, aldırmaz, üstünlük belirten ve kesin tutumlar vardır. İletişim sürecinin tümü içinde bu tutumlar çeşitli derecelerde kendini gösterir. Bir kimsenin iletişimi, tek bir tutumu yansıtmaz; farklı tutumlar birbiri içine kaynaşmış olarak ortaya çıkarlar. Örneğin, bir yerde yargılayıcı bir tutum gösteren biri, bunun ardından, anlayış ve yakınlık tutumları da gösterebilir.

Yargılayıcı Tutum: Yargılayıcı tutum, savunuculuğu arttırır. Eğer dinleyici, konuşanın ses tonundan, davranışından yargılandığı, değerlendirildiği izlenimini alıyorsa savunucu bir tutum içine girer. Çocukları yetiştirirken ebeveynler sürekli olarak çocuğun davranışlarını “iyi”, “kötü”, “ayıp” biçiminde değerlendirirse, küçük yaşta yargılama tutumu kişinin içine yerleşir ve çoğu kere kişi, gelen mesajları bu eğilim içinde değerlendirir.

Denetlemeye Yönelik Tutum: Bu tutumun temelinde yatan varsayım, dinleyenin konuşandan daha yetersiz, daha âciz olduğudur. Konuşan kimse, denetleme tutumuyla örtülü ya da açık biçimde dinleyeni “bilgisiz”, “kendi başına karar vermekten âciz”, “henüz olgunlaşmamış”, “akılsız”, “yanlış yolda olan biri” olarak gördüğünü ifâde eder.

Belirli Bir Stratejiyi İzleyen Planlı Tutum: Belirli bir stratejiyi izleyen planlı tutum, konuşanın amaçları konusunda dinleyiciyi kuşkuya düşürülebileceğinden, savunucu tutum ortaya çıkarır. “Bakalım bunun altından ne çıkacak?” gibi bir düşünce, dinleyenin kendini savunmaya hazırlamasına yol açabilir.

Aldırmaz/Umursamaz Tutum: İki kişi konuşurken, biri umursamaz bir tavır içinde, söylenen söze aldırmama davranışı gösteriyorsa, karşısındaki kişide de doğal olarak savunucu bir tepki oluşabilir. Zîrâ en olumsuz etki, umursamama tavrından kaynaklanır.

Üstünlük Belirten Tutum: Konuştuğu kimseden daha üstün olduğunu îmâ eden kimse, sorunun çözümüne ortaklaşa eğilmeyi sağlayamaz. Gönderdiği mesajların üstünlük ifâde eden yanları öyle bir duygusal ağırlık kazanır ki, mesajın içeriği algılanmamaya başlar. Savunuculuğu artan dinleyici, zihinsel enerjisini, konuşanın ne söylediğinden çok, “Ne yapayım da şuna güzel bir ders vereyim!?” konusuna yöneltir.

Kesin Tutum: Hangi konuda konuşulursa konuşulsun, kimi insanlar kesin ifâdeler kullanmayı yeğlerler. Dinleyende “kendi düşündüğünün dışında bir gerçek kabul etmeyen, başkalarının düşüncelerini kendisininkine benzetmek için baskı yapan kişi” izlenimi uyandırır. Bu da savunuculuğu körükler. Bu kişiler tavırlarıyla “tek bir doğru bakış açısı vardır ve o benimkidir” derler.

Engeli Aşmayı Bilmek

Kişiler arası doyurucu ilişkilerin ortaya çıkmasını engelleyen en önemli etken savunuculuktur. Hangi tutumların bizi savunmacılığa yönelttiği konusunda bilinçlenirsek, karşımızdakini savunmaya itmemek için neler yapmamız gerektiğini de anlayabiliriz.

Kuşkusuz her zaman açık iletişim yapılamaz. Doğal olarak bir kişi sürekli riske giremez; yoksa yaralanıp acı duyabilir ya da zaman kaybedebilir. Ama bir insan sürekli bir kafeste de yaşayamaz; yaşarsa bile gelişemez, yalnızlığa düşer ve var olmayan bir kişi olarak “otuzunda ölür, altmışında gömülür.”

Özellikle yakın ilişkilerimizde ilk adımı atan kişi olmaya değer. Çünkü burada açık iletişimi önce karşıdan beklersek, başkalarına bağımlı davranmış oluruz. Önce, bilinçli olarak risk almak gerekir. Çünkü hayattaki tüm kazançlar az çok riskli davranışlara dayanır. Bilinçlenme, gelişme, kendini gerçekleştirme yönünde atılan adımlar, açık iletişim kurma riskini kabullenmeye bağlıdır. Açık olur, karşınızdakine güvenip değer verirseniz, karşınızdaki de size açık olur, güven duyar ve değer verir. İnsan insanın aynasıdır derler. Açık ve şeffaf olabildiğimiz sürece, aynı şekilde berrak bir yanımsa görmeyi de hak edeceğiz…

Hiç yorum yok: