20 Şubat 2008 Çarşamba

“ÇOK SEVME BAHTSIZ OLUR”

“Aç koyma hırsız olur, çok dövme arsız olur, çok sevme bahtsız olur…”
Atasözü
Çocuklara, ergenlere ve ailelerine psikolojik danışmanlık yapıyorum. “Sorunlu çocuk yoktur, sorunlu ana-baba vardır” deriz. Yani çocuklarda gördüğümüz sorunlar büyük ölçüde ana babanın yanlış tutumundan kaynaklanır. Çünkü insanın kişiliğinin üçte ikisi 0-6 yaş arasında oluşur. Yani etkiye en açık olduğu dönemde ki bu dönemde de en yoğun eğitimi ebeveynden alır.
Ana babada özel bir ruhsal rahatsızlık yoksa yapılan hatalar genellikle iyi niyetlidir. Mesela çocuk arsız olmasın diye katı davranırız veya üzülüp incinmesin diye her istediğini yapmaya çalışırız. Özellikle çocuk eğitimini daha esaslı vermek isteyen ebeveynlerde bu ikinci tutumu daha fazla görüyoruz. Çocukerkil ya da veledşâhi aile olarak nitelediğimiz bu aileler, çocuk küçükken disiplin problemi yaşıyorlar. Zira çocuk, sınır tanımayan doktorlar misali sınır tanımadan büyüyor ve “o ne derse o” oluyor. Kurallar onun istekleri doğrultusunda konuyor hatta çoğunlukla kural falan konamıyor, küçük prens ya da prenses ne isterse yapılıyor. Onu kayıtsız şartsız memnun etmek, evdekilerin başlıca görevidir artık.
İşin acı tarafı “ne istediyse yaptık, bir dediğini iki etmedik” diyen ebeveyn, ancak çocuğun çığırından çıktığını görüp bize geldiğinde “acaba yanlış mı yaptık?” sorusunu sorabiliyor. Maalesef bir çocuğun her istediğini yapmak, ona kötülük olarak yetiyor. Çünkü ilk altı yılda anne baba, çocuk için dünyayı temsil eder. Çocuğun dünya algısını ebeveynin davranışları belirler. Bu yavrucaklar da sanıyor ki bütün dünya onlara böyle davranacak. Bir halk tabirindeki gibi onun her yorulduğu yere han yapacaklar. Fazla (!) sevilen bu çocuklar bir müddet sonra balon gibi şişkin bir egoya sahip oluyorlar. Sırf var oluşlarından dolayı çevrelerine lütfettiklerini düşünüp istedikleri yapılsın diye bekliyor, dış dünyada o kadar da umursanmayıp sıradan biri muamelesi gördüklerinde ise hırçınlaşıyor ya da içlerine kapanıyorlar… Yani mutlu olmaları için ailelerinin seferber olup hiçbir şeyi esirgemediği bu çocuklar dünyayı tanıyamadıkları ve çok şey bekledikleri için tam tersine mutsuz oluyorlar.
Anne babaları bu çocuklara hayat hakkında yalan söylüyor. Dünyanın gerçekliğini anlayamayan çocuk da büyüdüğünde, hayatı tanımaya başladığında sürekli hayal kırıklıkları yaşıyor. Çünkü artık dünya onun etrafında dönmemektedir. İnsanlar onun kıymetini bir türlü bilemez, hep haksızlık ederler hatta onun muhteşemliğini kıskandıkları için kuyusunu kazarlar… Biz bunlara durumuna göre narsistik ya da megaloman diyoruz. İnsanın narsistik olmaması için büyürken optimal kırılmalar yaşaması gerekiyor.
Optimal düzeydeki kırılmalar psişik yapının gelişmesi için şarttır. Kırılma ve bu kırılmanın getirdiği içsel yapılanma olmaksızın psişik olgunlaşma olamaz. Ancak, kayıp ve kırılma ezici ağırlıkta ve zamansız olmamalıdır. Bir çocuğun hiç kayıp ve kırılma yaşamaması da başka bir sorundur. Bir psişik yapı, kayıp yaşamaksızın olgunlaşamaz.
Oysa kendini bilinçli ve duyarlı addeden ana babalar, çocukları hiçbir hayal kırıklığı yaşamasın diye seferber oluyor, dahası ona iyilik yaptıklarını zannediyorlar. Aslında çocukların aile içindeki halleri, koza içindeki kelebeğe benzer. Koza içindeki hayatını tamamlayan kelebek, yumuşacık başı ile önce kozayı deler. Ama bu çok da kolay olmaz. Yavru kelebek mücadele eder. Eğer siz, bir anne kelebek olarak, yavru kelebeğinizin bu kıvranışlarına üzülür ve “Yavrum dışarı daha kolay çıksın” diye, deliği genişletirseniz, sizin kelebeğiniz bir ömür boyu uçamaz. Çünkü kanatları o mücadele sırasında uçmaya hazır hale gelecektir.
Eskiler çocuk eğitiminde aşırılıklardan kaçınılması gerektiğini ne güzel ifade etmişler. “Çok sevme bahtsız olur”. Baht kavramını metafizik olarak da algılayabiliriz. Ancak en yalın haliyle diyor ki “çok seversen, çocuğun hiçbir yerde mutlu olamaz, çünkü hep o çok sevildiği dönemi ve ortamı özleyecek, bir türlü yeterince sevilmediği ve merkeze alınmadığı için bahtsız olacaktır. Çocuklarımızın bahtı güzel olsun, ne diyelim…