20 Şubat 2008 Çarşamba

ÜMİTSİZ EV KADINLARI-2

Önceki yazıda “sosyal anlamda bir varlık gösteremeyen ev kadınları, ''kendilerini gerçekleştirememe'', ''üretim içinde yer alamama'', ''ürettiğini görememe'' nedenleriyle ''tatminsiz”ler, ciddi anlamda uzunca bir süre ''işe yaramazlık duygusu'' yaşıyorlar ve bu nedenle de depresyon gibi ruhsal hastalıklara daha yakınlar” demiştik.
“Üretemedikleri için, içlerindeki yaşam enerjisi ve libido bundan olumsuz etkileniyor. Benlik değerlerinin düşük olması, kendilerini değersiz, işe yaramaz görmeleri, hayata ve kendilerine yabancılaşmalarına neden oluyor. Dolayısıyla ev kadınları grubu psikiyatrik rahatsızlıklar açısından çok riskli bir grup haline geliyor. Gerçekten de yapılan sosyo-demografik içerikli psikiyatrik çalışmaların sonuçları değerlendirildiğinde, ev kadını olmanın psikiyatrik hastalıklara yatkınlaştırıcı bir faktör olduğu görülüyor. Ev kadınlarının kendilerini bu monoton süreçten kurtarmaları gerekiyor. Kendilerine yaşamdan doyum alacak ve kendilerini başarılı hissettirecek yeni alanlar bulmaları –en azından ruh sağlıkları için- zorunludur” diye de eklemiştik.
Şimdi, ev kadınları da bunun hayli farkında olacaklar ki kendilerine türlü türlü meşguliyetler buluyorlar. Yemek kursları, ev güzelleştirmek için binbir çeşit süsler yapılan programların müptelası olmalar ( misal telefondanlık, şapkadanlık, parfümdanlık -tabirler yapanlara ait- yapanlar var), börek, çörekli altın ya da Euro günleri, olmadı toplanıp kadın programlarına konuk gidip el çırpmalar…
Ama olmadı ki hakikaten… Bu hanımların sıkıldığı zaten ev kadınlığının rutinliği, isimsizliği, sıradanlığı değil miydi? Çözüm diye tutundukları şeyler de o ruh halini daha koyu, daha kolektif ve daha trajik şekilde teşhir etmekten öteye gitmiyor. Oysa bu mudur bir kadının potansiyeli? Yaşamak için zaten bir şekilde yapmak zorunda olduğumuz işler var evet, yemek, temizlik, ütü… Ha insan bunları sevebilir de mesela yemek yapmayı çok severim, ailemi ve diğer sevdiklerimi doyurmak psikolojik olarak da besleyici, onarıcı, fedakar olmanın sembolüdür çünkü duygu dünyamda. Ama ev işine –sil, süpür, parlat döngüsüne- adanmanın insanı ruhen doyurmadığı ortadayken niye hanımları rahatlatmak için onlara sunulan şeyler de öz olarak çok farklı değil?
Oturalım, incik boncuktan, şapkadanlık, parfümdanlık yapalım, evin her tarafına o yaptığımız rengarenk şeyleri asıp dilek ağacına çevirelim, süslerle aksesuarlarla kafayı yiyelim, sulusepken kadın programlarına konuk olup, el çırpıp dekor olalım, sonra? Bu da bir nevi afyon değil mi?
İnsanın potansiyeli öyle büyük ki bu şekilde harcandığında bünyede sorun ortaya çıkıyor. Navaro’nun deyişiyle kullanılmayan ruhsal enerjiler de kullanılmayan madenler gibi pas tutuyor.
İnsanın özüne ve saygınlığına yaraşır yeni meşgaleler bulmalı kadınlar… Kendi etrafında olup bitenle ilgilenebileceği bir zihin dünyası inşa etmeli kendine. Aslında hepimizin çevremize ayırabilecek kadar enerjisi var. Evin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kalan zamanımızda neden toplumun yaralarını sarmak için de bir şeyler yapmıyoruz? Binlerce sokak çocuğu var. Sadece haberlerde izlemek ve “yarın bunlar ne suç işleyecekler, acaba ne şekilde bize zararları dokunacak?” diye sorup dehşete düşmek yerine “kendi çocuklarımı giydirip kuşatır ve beslerken bu çocuklar için ne yaptım acaba?” diye sorabiliriz.
Yoksullar için, hastalar için çalışan, gerektiğinde bir gönüllüye bile çok ihtiyacı olan yardım kuruluşları var. Onlarda görev almak hem insanın insani sorumluluk duygusunu tatmin edecek hem de topluma katkı sağlayacaktır.
Osmanlıdan itibaren bizim toplumsal mirasımızda vakıfların ne kadar önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Yetimleri korumaktan, yolda kalmışlara yardım etmeye, kimsesiz kızlara çeyiz yardımından, kuşları koruma ve gözetmeye kadar akla gelen pek çok konuda hizmet eden vakıflarımız olmuş.
Bugün maalesef erkekler çok meşgul ve çok yorgunlar. Belki de kâra odaklı kapitalizm, toplumsal yapımızdaki vakıf ruhunu unutturdu. Ama kadınlar bunu başarabilirler. Şefkat kadında baskın olan bir değerdir. Ve her kadın doğursun ya da doğurmasın, yüreğinde kocaman bir anne taşır. Enerjisini gelişi güzel sarf etmek yerine ruhen de tatmin edici olan sosyal işlere adanan, daha da iyisi bir Sivil Toplum Kuruluşunda gönüllü çalışan kadın hem kendimizi daha kolay ifade edecek, hem işe yaramazlık duygusundan kurtulacak hem de toplumu aydınlatmaya katkı sağlayacaktır.

Hiç yorum yok: