20 Şubat 2008 Çarşamba

ÜMİTSİZ EV KADINLARI-1

Türk Kadının yaklaşık % 75’i ev hanımı. Yani resmi olarak herhangi bir işte çalışmıyor. Arşivimi tararken bir haber gözüme çarptı. “Yine mi?” dedim. Niye şaşırıyorsam artık… Haber şöyle: “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nden edinilen bilgiye göre, bir yıl içerisinde bunama, psikoz, nevroz ve kişilik bozukluğu nedeniyle tedavi görerek taburcu olanların yüzde 24'ünün ev hanımı olduğu belirlendi. Ev hanımları, şizofreni tedavisi görenlerin yüzde 20.5'ini, manik depresif psikozlar ve paranoya tedavisi olanların yüzde 33.6'sını, histeri tedavisi yapılanların yüzde 46'sını; takıntılı fikirler, temizlik hastalığı gibi obsessif kompulsif nevroz tedavisi görenlerin yüzde 41.6'sını, diğer nevrozların yüzde 53.5'ini, kişilik bozukluğu tedavisi görenlerin de yüzde 22'sini oluşturarak ilk sırada yer aldı.”
Artık genç kızlar “ev kadını olmak” denince ürküyorlar ve bunu bir çeşit pranga gibi algılıyorlar. Gençlerin konuya yaklaşımlarını görmek için popüler sözlük sitelerinden birine göz atmak yeterli.
Diyorlar ki: Ev kadınlığı dünyanın en nankör mesleklerinin başında gelir. Çünkü bu meslekte ne yaparsanız yapın öncelikle karın tokluğunadır. Sigorta yoktur, yol yoktur, yemeği zaten kendiniz yaparsınız. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ve konsantrasyon ister. Çok zor bir meslektir. Dışarıdaki işlere benzemez. Dışarıdaki işlerde alınan sorumluluk belli bir sayıyı geçmez ve diğer işleri yapan başka bir eleman bulunabilir. Ancak, ev hanımlığında evin pazarlamacısı, temizlikçisi, aşçısı, bakıcısı, yeri geldiğinde doktoru, iç mimarı, kralı, kraliçesi hep o aynı kişidir. Krallık ve kraliçelik için ayrılabilecek vakit de tahmin edilebileceği üzere çok ama çok kısıtlıdır.
Pek çoklarının sandığı gibi ev kadınlığı yan gelip yatma yeri değildir. Gelin bunun için kocası ve çocukları olan, çalışmayan bir kadının rutin(leşmiş) hayatına göz atalım.
Sabah erkenden kalkar 6.30 gibi, çayı koyar, kahvaltıyı hazırlar. Kocasını ve çocuklarını uyandırır. Besler ve işe-okula gönderir. İlk iş olarak kahvaltı masasını toplar, bulaşıkları yıkar. Ev tozlanmışsa süpürüp siler, çamaşırları yıkar, ütü yapar. En mühimi olan akşam yemeğini hazırlar ve beklemeye başlar. Yorucu bir gün geçirmiştir ama eşinin geleceği ve ailece akşam yemeğine oturacakları anı bekler bütün gün.
Rutine bağlanan bu işler hemen her gün tekrarlanır. Arada mesela ütülenecekler yoksa ütü yapmaz ama perdeleri yıkama veya cam silme zamanı gelmişse onu yapar. Ekstra işler çıkabilir yani. En sevmediğimiz işleri onlar yapar ve emeklerinin karşılığı (ki el emeği çok çok değerlidir) yoktur. Sigortaları yoktur. Kendilerine ait paraları yoktur. Emeklerinin bir ölçü birimi yoktur. Bekledikleri, özledikleri ve hak ettikleri takdirden başka bir şey değildir.Eve gelen asabi tipler ne kadar yorulduklarından, çalıştıklarından yakınır durur akşamları. Ama kimse ona “günün nasıl geçti?” diye sormaz
Kaç kişi “evinin kadını”na kaç kere "eline sağlık bu yemeği senin kadar iyi yapabilen biri yoktur" demiştir, kaç tanesi evin aksamayan düzeninden sorumlu kişiyi takdirlere boğmuş şımartmıştır?
Varolma kaygısıSosyal anlamda bir varlık gösteremeyen ev kadınları, ''kendilerini gerçekleştirememe'', ''üretim içinde yer alamama'', ''ürettiğini görememe'' nedenleriyle ''tatminsiz”ler, ciddi anlamda uzunca bir süre ''işe yaramazlık duygusu'' yaşıyorlar ve bu nedenle de depresyon gibi ruhsal hastalıklara daha yakınlar.
Üretemedikleri için, içlerindeki yaşam enerjisi ve libido bundan olumsuz etkileniyor. Benlik değerlerinin düşük olması, kendilerini değersiz, işe yaramaz görmeleri, hayata ve kendilerine yabancılaşmalarına neden oluyor. Dolayısıyla ev kadınları grubu psikiyatrik rahatsızlıklar açısından çok riskli bir grup haline geliyor. Gerçekten de yapılan sosyo-demografik içerikli psikiyatrik çalışmaların sonuçları değerlendirildiğinde, ev kadını olmanın psikiyatrik hastalıklara yatkınlaştırıcı bir faktör olduğu görülüyor. Ev kadınlarının kendilerini bu monoton süreçten kurtarmaları gerekiyor. Kendilerine yaşamdan doyum alacak ve kendilerini başarılı hissettirecek yeni alanlar bulmaları –en azından ruh sağlıkları için- zorunludur.

Hiç yorum yok: