20 Şubat 2008 Çarşamba

DOKTOR "STRESTEN" DEDİ

İnsanların sürekli midesi, başı, eklemleri ağrıyor. Kalbi sıkışıyor, cildini sivilceler basıyor. Ciddi bir rahatsızlıktan korkarak gittiği doktor ise “stresten” diyor. İnsanın içinden şöyle bir soru geçmez mi: “Nasıl yani?”
Nasıl’ına bir bakalım. Bunlara “psikosomatik” rahatsızlık diyoruz (Psike: ruh, soma: beden demek). Psikosomatik rahatsızlıklar, kaygı, stres, duygusal çatışma gibi ruhsal etkenlerden kaynaklanan fiziksel rahatsızlıklardır. Genel kişilik yapısıyla da ilişkili olan bu tür rahatsızlıklarda genellikle mide-bağırsak, solunum-boşaltım sistemleri gibi vücudun belli bir sistemi etkilenir. Kişiliğin yapısı ve yaşam şartlarıyla semptomların niteliği arasında da belli bir ilişki vardır. Örneğin aşırı kaygılı kişilerde solunumla ilgili rahatsızlıklar, aşırı stres altında çalışanlarda yüksek tansiyon ve mide rahatsızlıkları gözlenir.
Sinir sisteminin devamlı faaliyeti vücudu yıpratır. Örneğin hayvanlarla yapılan deneyler, uzun süre gerilim altında tutulan ratlarda (deney farelerinde) mide ülseri ortaya çıktığını gösterir. Bazı vaka incelemeleri insanlarda da ülserin uzun süreli stresle ilişkili olabileceğine işaret etmektedir. Diğer yandan kalp atış hızının ve kan basıncının sürekli yüksek kalmasına yol açtığı için uzun süren duygusal gerilim hallerinin kalp ve damar hastalıkları için uygun ortam yaratabileceği düşünülmektedir.
Şunu da unutmamak gerekir ki doktorların hepsi de psikolojik yayınlar ve çalışmalardan aynı derecede haberdar değildir. Hastayı tedavi etme durumunda olan doktor, kendisinin stres konusundaki psikolojik bilgi düzeyine göre stres ve hastalık arasında ilişki kurabilir.
Peki daha çok kimler psikosomatik hastalıklardan yakınıyor? Buna bilimsel veriler ve tespitler şöyle cevap veriyor: Her yaş döneminde psikosomatik hastalık görülebilir. Genelde bu insanların birçoğunun sorumluluk duygusu ve vicdanı (üst benliği) güçlüdür. İnsanlar arası ilişkilerde 'hayır' deme güçlüğü çekerler. Takdir ve kabul edilme gereksinimleri fazladır. Bir kısmı yetiştirilme tarzı olarak çocukluktan bu yana kendini yeterince ifade edemez. Kişinin yaşamında bir şeyler iyi gitmediği zaman psikosomatik hastalıklar da ortaya çıkar. Sınav, boşanma ya da evlenme dönemleri psikosomatik hastalıkları daha belirgin hale getirebilir.
Bilimsel tespitleri bir kenara bırakacak olursak psikosomatik hastalıkların son yıllardaki artışını felsefi yönden de açıklamak mümkün. Psikopatoloji bir anlamda o kültürün karakteristik ifadesidir ve bize toplumun örgütlenme tarzı, hâkim ilişki biçimi ve en önemlisi insan doğasıyla çelişen yönleri hakkında ipucu verir. Psikoz, bir kültürün içerdiği tüm yanlışların nihaî sonucudur. Dolayısıyla, hâkim toplumsal sistem ile hâkim kişilik yapısı ve psikopatoloji arasında her zaman yakın bir ilişki vardır; her çağ ve toplum kendi özgün kişilik biçimini ve patolojisini üretir.
Tahterevallinin bir kanadına yüklenince nasıl denge öbürünün aleyhine bozuluyorsa durum burada da aynı. Her ne kadar dualizme düşüp ruhu-bedeni ayırmak istemesek de insan beden ve ruhtan müteşekkil ve birine fazlaca yüklenmek dengeyi diğerinin aleyhine bozuyor. İki yüzyıl önce özellikle Viktoryen ahlakın hakim olduğu Avrupa, bedeni ve bedensel ihtiyaçları reddederek meleksi, ruhani kıvamda bir insan modeli öngördü. O zaman da istekleriyle sürekli çatışma halindeki insanlarda nevroz dediğimiz rahatsızlık oluştu.
Bugün psike”yi (ruhu) ihmal eden çağdaş küresel kültür, soma’ya (bedene) öyle bir tapınıyor ki her şey onu daha sağlam, dinç, sağlıklı ve güzel kılmaya dönük. Anti ageing, detoks, botoks, spa, organik besinler vs. vs. Kimsenin sağlıklı yaşama bir şey söylediği yok. Malum, makineye iyi bakmazsak verim alamayız. Ama aziz okuyucu, ruhumuzu beslemeye yönelik çalışmalar hiç mi gündemine gelmez insanlığın? Arada bir ucuz bestseller’larla arabasını satan bilgelerden ruhsal dinginlik devşirten popüler esintiler de oluyor. Peki ama bunca enformatik cehalet devam ederken nasıl yapacağız bunu nasıl?
Bedenimizi çok sağlıklı kılacağız diye çırpınırken ruhumuzu, latif yanımızı görmezden gelip ihtiyaçlarını karşılamıyoruz. O zaman da ruh diyor ki “sen misin beni ihmal eden, ben rahatsız olursam bedenin de sağlıklı olamaz, al sana psikosomatik rahatsızlıklar, uğraş bakalım”. Hepinize ruh ve beden sağlığı diliyorum.